DORUKTÜRK TV

DORUKTÜRK TV
dorukturk.tv

22 Eylül 2012 Cumartesi

Ne aşklar yaşanacak bu İstanbul'da





Ne aşklar yaşandı bu İstanbul'da...
Kimisi çakma,
Kimisi gerçek,
Kimisi kurşun yarası,
Kimisi sinek ısırığı...
Ne aşklar yaşanacak bu İstanbul'da...
Özenli,
Tadında,
İstanbul coşkusunda...

Sabih Samur 21 Eylül 2012, İstanbul

8 Eylül 2012 Cumartesi

Tebhirhane (Dezenfeksiyon) 1894 Gedikpaşa

 





Vartkes Beyleryan  Burası Gedikpaşa, CAMİ SOKAĞI'NIN İLERİSİ, ÇEMBERLİTAŞ'IN ALT TARAFI.
Bu fabrikada islimsu buharı ile bitli pireli elbiseler temizlenir idi.
mamam Erzurum'dan askerlikten izinle gelirken yolda bitlenen ağpariğimin elbiselerini oraya götürürdü.
Bu tarihi bir bilgi ama hala bugün bit var bunu bilin...
sevgilerimle
  • Kumkapıya Özlem  Evet gerçekten Dr. Vartkes Beyleryan'ın vermiş olduğu bilgi kayda değer teşekkür ederiz. kendilerine...
  •  
     
    KAYNAK: facebook, Kumkapı'ya Özlem

    2 Ağustos 2012 Perşembe

    Her şey MODA MODA Her şey, TEK RUMELİ TV





    
    Nedir Moda?
    Neden bu kadar önemsiyoruz?
    Modanın her şeyi kapsaması mümkün mü?
    Kıyafet ve ayakkabı tercihindeki yönlendirilmemiz, ev, otomobil,
    saat, yüzük, ev tekstili hatta yemek yediğimiz,
    eğlendiğimiz mekânlar içinde geçerli mi?
    Tüm bu ve benzeri yanıt arayan soruların yanıtı
    “Her şey MODA MODA Her şey” programında.

    Ulusal Kanal olan uydu ve D- Smart’ta (135. Kanal)
    Yer alan TEK RUMELİ TV’de,
    Berrak Onay'ın sunumuyla
    HER CUMARTESİ 17.20'DE
    ...


    23 Temmuz 2012 Pazartesi

    İstanbul'dan Mektup















    İstanbul’dan Mektup

    Bak gülüm,
    İnce bellim,
    Birlikte olduğumuz bu fotoğrafın üzerinden,
    Gün geçti,
    ... Ay geçti,
    Yıl geçti.

    Beni sana anlatanlar,
    “Üzgün” demişler,
    “Bitmiş adam” pozisyonunda demişler,
    Seni suçlamışlar.

    Beni göklere çıkaranlar,
    Seni yerlerde bırakmışlar.

    Geç bunları be gülüm,
    Mişler, muşlar…

    İstanbul bu,
    Ne yangınlar,
    Ne seller,
    Ne fırtınalar gördü .
    Lâkin,
    Yıkılmadı be gülüm.

    Yıl geçse de,
    Başıma bir şey gelse de,
    Kötü hale düşsem de,
    Her koşulunla yanımda olursun.
    Biliyorum.

    Gün geçse de,
    Ay geçse de,
    Yıl geçse de,
    Yanlış anlaşılmadın,
    Yanlış yaptın be gülüm.
    Biten hakkında cevap aramama adına,
    Benle olan hukukun adına…

    Biliyorum,
    Her şey için üzgünsün.
    Biliyorsun,
    Her şey için üzgünüm.

    Sabih Samur

    .............................................................
    Yorumlar
    .............................................................


    Nalan Saver teşekkürler ellerinlze sağlık

    Havva Bilal Yıl geçse de,
    Başıma bir şey gelse de,
    Kötü hale düşsem de,
    Her koşulunla yanımda olursun.
    Biliyorum.... Teşekkür ederim yüreğinize sağlık.


    Saffet Soykal Tşk Sabih dostum. Yüreğine sağlık.

    Azita Javadi cok gosel kaleminize ve yureginize saglik

    Ayfer Gündüzhev Yıldırım Resim ve şiir harika ...Teşekkür ederim Sabih Bey;çok zarifsiniz... :)

    Aşime Şarkıcı MUHTESEM

    Ilkay Surka Seku Biliyorum,
    Her şey için üzgünsün.
    Biliyorsun,
    Her şey için üzgünüm.....Yüreğine sağlık dosttum..


    Suzan Mete Çok güzel emeğine sağlık...

    Güler Coban sabıhcıyım kalemıne saglık soper dızeler ...

    Filiz Beyoğlu Tşk yine süper sevgiler:)


    29 Haziran 2012 Cuma

    19 Haziran 2012 Salı

    Al Basha Lebanese Restaurant


    Al Basha Lebanese Restaurant
    Harbiye

    Ergenekon Mah.
    Cumhuriyet Cad.
    No:179
    Harbiye/Şişli/İstanbul



    Tel: 0212.246 33 19





    İSTANBUL'U SEVMEK

    İstanbul'u Sevmek


    İstanbul'u Sevmek
    Karlı bir İstanbul Akşamında,
    İsyan edersin,
    Üşürken İstanbul'una.
    .
    Üzmek istersin,
    Üzüldüğünü zannederken,
    Gel-Git'ler yaşarsın.
    .
    Bu son şiirimdir yazarken,
    Yazdığın şiirinin altına,
    Bilirsin bir sonraki şiir,
    Sadece yazılacağı günü beklemektedir,
    Umarsızca ve pişkince.
    .
    Böyledir İstanbul;
    Üşütür seni...
    .
    Birileri sana şiir yazar,
    Sen tutarsın, o şiirden alıntı yapar;
    Döner İstanbul'a küfredersin,
    Rahatlamak adına.
    .
    Oysa ne sen rahatsındır,
    Ne de yaşadığın ve yaşattığın o şehir.
    .
    Bir iki kadeh atayım dersin,
    İstanbul'a inat!
    Rakı yudumları gırtlağına takılır.
    Olmadık yerde ve zamanda,
    Ve de alkollüyken,
    Adını haykırdığın ve bağırarak,
    "Seni Seviyorum" dediğin,
    Adını "İstanbul" koyduğun,
    Gelir aklına.
    .
    Açarsın camı,
    Buz gibi boğaz havası,
    Yüzünü yalarken,
    Minicik avucunla sıktığın karı,
    Büyük bir hışımla fırlatırsın;
    Boşluğa...
    .
    Bilirsin ki;
    Zordur İstanbul'u sevmek
    Bilirsin ki;
    Değer...
    Sabih Samur 02 Şubat 2010

    28 Mayıs 2012 Pazartesi

    :))


    Miss Apollon Güzelleri ve Stone Heaven İstanbul






























    Bu yıl 4. sü düzenlenen Miss Apollon Uluslararası Güzellik Yarışması'na Didim Venosa Beach Resort &Spa Otel'de katılan yarışmacılar bugün PBY TV Stüdyolarındaydı...
    Bu esnada bir sürpriz yaşandı. STONE HEAVEN İstanbul marka ayakkabı firmasının Genel Koordinatörü Sn. Vedat Dindar,

    PBY'ye gelerek güzellere birbirinden güzel ayakkabılar hediye ederek, Türk'ün misafirperverliğini ve sıcak ilgisini bir kez daha ispatlamış oldu.

    19 Mayıs 2012 Cumartesi

    Dolmabahçe Gazhanesi




    Tesisatlı aydınlatmanın öncüsü Dolmabahçe Gazhanesi (1853): Dolmabahçe Sarayı'nın yapımı esnasında ısıtma ve aydınlatma sorununu çözmek için saray ahırlarının olduğu bölgede gazhane inşasına başlandı.

    Yapımı 1853 yılında sarayla birlikte tamamlanan gazhane, 1856 yılında kullanıma açıldı. Böylece, Osmanlı topraklarında ilk kez kömürden gaz üretilmiş oldu.

    İstanbul şehremini, padişaha bir dilekçe yazarak gazdan şehrin de faydalanmasını talep etti. Sultan Abdülmecid'in de onayıyla havagazı uygulaması 1856'da ilk kez Beyoğlu'nda bulunan Cadde-i Kebir'in (İstiklal Caddesi) aydınlatılmasında kullanıldı.

    Kaynak: http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=56248&rid=4369&p=3 

    15 Mayıs 2012 Salı

    İSTANBUL



    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken;
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geciyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul’u dinliyorum.

    Orhan Veli Kanık


    Değişen Diziler, Değişen Hayatlar





    Gece 00:30.
    İstanbul.
    Evin beyi yatmış, (zaten yatmadan önce de salonda üçlü koltukta elinde kumanda ile sızmıştı) evin hanımı koşturarak çocuğun odasındaki bilgisayarın başına oturmuş msn’de onu bekleyen erkeğinin kollarına atılıyor, gelsin sanalın her türlüsü…

    Bir başka ışığı yanan ev.
    Gece 02:30.
    Almanya.
    Facebook’un başında gözleri artık sabit bakmaya başlayan 55 yaşındaki Don Juan tipleme İsmail. İlişkisi yok yazan profili ve geniz etinden dolayı salona kadar gelen karısının horlama sesi.
    Arkadaş listesinde yirmi beş yaş üzeri bayan yok. Onlarla memleketin durumunu konuşuyor…

    İzmir.
    Gece 03:15.
    Bir litre kolayı tek başına götürmüş. Ekranının sağ alt köşesinde sekiz yeşil ışık birden yanıyor. Sekiz erkek. Sekizine de “çok hoşsunuz, çok incesiniz, ben de size karşı boş değilim ama şartlarım mâlum” yazısını kopyalıyor. Böyle yazdıkça kıymetinin arttığını düşünüyor.
    Sekiz sevilen, mutlu adam.
    Adamların yaş ortalaması muhtelif. En genci 30, en olgunu 52 yaşında.
    Başroldeki Ahu ise 24. Son ayrıldığı sevgilisi belalı çıkmış, msn’den arkadaş listesini takip ettiği için, başka isimle yeni bir msn açmış, tam gaz yeni muhabbetlere ve ilişkilere koşuyor. Nasıl kandırdım diyor kerizi, zekâsından emin bir edayla…
    Doktor olan bir arkadaşın bu vaka ile ilgili yorumu: Şizofren seviyesine geçiş.

    Gece 04:00.
    İstanbul.
    Müjde 59 yaşında.
    Emekli banka müdiresi. Eşi ile 6 yıldır birlikte olmadığını ve bunun aldatma olmayacağını yazıyor 30 yaşındaki banka memuru Hüseyin’e. Hüseyin yeni evli. Eşinin sağlık problemleri var o da mutluluğu tuşlarda arıyor.
    Yine aynı bankadan arkadaşı Tayyar’a açıyor konuyu facebook’tan. Tayyar gülüyor. Oğlum devam et diyor, yatağı çok iyidir Müjde’nin benim bildiğim sen yedi ve ya sekizincisin ayrıca evde de hiçbir problemi yok, kadın genççi, kocası biliyor, görmemezlikten geliyor,” kırk yıllık karım ne yapayım?” diyor.

    Facebook’tayım.
    Bu yazıyı hazırlarken MHP’li siyasilerin kasetleri ile ilgili son dakika haberleri paylaşılıyor. Yakışmadı diyenler, istifa etmeli diyenler…
    Bu toplum bu tip olayları kaldırmaz diyenler.
    Hangi toplum? Neyi kaldır mıyor?
    Yorum yapamıyorum.
    Dalıp gidiyorum. Kopan halkayı bulmaya çalışıyorum.
    Aklıma Tarabya’da ki çocukluk günlerim geliyor. 70’ler. Fatih Ormanı yandığı zaman itfaiyeye yardım olsun diye Chevrolet arabalarımızın bagajına dört adet 20 litrelik bidonları doldurup tam gaz yedi-sekiz araba mahalle olarak gidişimiz.
    Gerçek dostluklar, komşuluklar.
    TRT de siyah beyaz günler. Küçük Ev adlı ailece çok sevdiğimiz dizi. Babamın kendisine örnek aldığı Baba İngıls. Evi ve ailesi her şey den önde gelen bir baba.
    Bizlere, aile kavramını beynimize çakan dizi.
    Sonraki yıllar; Perihan Abla, Ekmek Teknesi, Hababam Sınıfı serileri…
    Daha bozulmamış memleketim insanı.

    Ve Dallas.
    Bozulmanın başlangıcı. Aşk-ı Memnu ve benzerleri.
    Yerli filmlerde, sekreter-patron ilişkilerinin sıradanlığının bize kabul ettirilmesi.
    Daha sonra meslek isimlerinin kirletilmesi:
    Pilot-hostes, doktor-hemşire…
    Peşinden gelen kıskançlık ve “acaba?” cinayetleri.
    Günahlı-günahsız yüzlerce kurban ve cinayet.
    Türk toplumunu Asala, Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Kürt-Türk ayrımcılığı yaratarak bölemeyen
    Dış ve iç toplum mühendisleri çareyi çekirdek aileyi parçalamakta buldular.
    “Normaldir”, “hangi çağda yaşıyoruz?” söylemleriyle toplumumuzda ne kadar değer varsa hepsi tek tek yıkıldı.
    Kendi küçük şahsi çıkarlarımız için kimi gelişmeleri bizlerde toplumun bir parçası olarak görmemezlikten gelerek, tepki koymayarak destekledik.
    Şu an gelinen boyut ise tüm sınırları zorlayan nitelikte.
    Yine hoş görü ve sanat adı altında film ve dizilerde ensest (aile içi ilişki) işlenmeye başladı.
    Düne kadar “eşim beni aldattığında boşarım” diyen kadın, şimdi “kocamın elinin kiri, kadın kabahatli, yine benim yanımda ya” diyebilmektedir. Toplum değerleri bu kabullenmeyi getirmiştir.
    Dinen, tüm kutsal kitaplarda yasak olan aile içi beraberlik çok yakında anne-oğul, baba-kız boyutunda işlenmeye başlanacaktır.
    Çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya Türk toplumu.
    Ve tüm bu gelişmeler muhafazakârız diyen AKP Türkiye’sinde gerçekleşmektedir.

    Çözüm?

    2000 ve sonrası doğumlu gençlerin bizim çocukluğumuzdaki değerlere dönebilmesi sadece ve sadece yine televizyon ile mümkün olacaktır.
    Tüm diziler gözden geçirilmeli, yeniden kutsal aile kavramını, hoş görüyü, komşuluğu, esnaflığı...
    Sımsıcak gerçek dostlukları anlatan ve bize benimseten dizi ve bu dizileri çekecek adam gibi adamlara ihtiyaç var.
    Yoksa kimin eli kimin cebinde, kim kimin karısına sarkmış, kim yatakta kötü, hangi politikacı yatakta iyi performans sergilemiş, hangi iktidar bize bunları izlettirmiş kısır döngüsü içinde döner dolaşırız.

    Lafın sonu: Hiçbirimiz masum değiliz hiç olmazsa yeni nesli kurtaralım.

    Sabih Samur

    Sigaraya karşıyım :)




    Sene 1986.
    Marmara Üniversitesi kantini.
    Sigara içilmesine o zaman da karşıydım!!!
    Bu nedenle PİPO içiyordum :))


    Mutluluk



    Sen güzel olduğunun farkındalığınla,
    tuhaf davranışlar sergilerken,
    Sen güzellikteki o kız ekmeğinin derdinde...
    Ekmeğini, işini, gücünü kovalayanlara,
    mutluluğu yakalayanlara sevgilerimle.

    Galata Köprüsü



    Fotoğraf: Sabih Samur

    Muhakkak Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır.


    Muhakkak Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır.
    Fe inne meâl usri yusra...İnne meâl usri yusra!..."
    (Muhakkak Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır).

    Tarabya, 1979



    Vatan

    TBMM Florya Atatürk Köşkü Sosyal Tesisleri



    Eski Milletvekili Sn. Rıza Müftüoğlu ile TBMM Florya Atatürk Köşkü Sosyal Tesisleri'nde bir görüşme anı...
    (18 Mart 2009)

    YEMİN. Tuzla Piyade Okulu, İSTANBUL


    Tuzla Piyade Okulu.
    1989.
    Yemin Töreni.
    Bu ülkeyi iç ve dış düşmanlardan korumak için yemin etmiştik...

    Sabih Samur

    Tarabya, İstanbul



    Babam Sezai Samur(ortada), Mehmet Güler ve arkadaşları.
    Haziran 1976.
    Tarabya.
    Geçmişten bir gece.
    İstanbul Geceleri...

    Mutsuz Kadıncıklar



    Erken yaşlarda tanışıyor artık kızlar birliktelikle...

    Ve 22-23'üne geldiğinde 40'lı yaşlardaki kadının tecrübesine sahip oluyorlar.

    Kimine göre kurnazlık,

    Kimine göre olgunluk...

    Bana göre ise yorgunluk.

    Her şey yaşında tadılmalı.

    Sonrasında;

    Her şeyi zamanından önce tatmış,

    Çorak bir toprak gibi mutsuz kadıncıklar...

    Martı, Deniz ve Simit

    Gönül Adamı


    Fotoğraf: facebook, alıntı

    Yangının bile güzel...


    Haydarpaşa, İstanbul
    09Aralık 2010

    Daşı Doprağı Altın İstanbul




    Daşı Doprağı Altın İstanbul

    Bana güven hanım.
    Hele Rüstem Çavuş’u bulalım gerisi kolay. İnşaatta işe koyacak beni.
    Ali’m habersiz geldik elimizde bavullarla. Koca İstanbul nasıl buluruz, ne yaparız?Bu vapurlar gidiyormuş onun oraya.
    Bir gün bana demişti ki, binecen Karaköy’den vapura, geliverecen Üsküdar’a. İndiğinde kime sorsan beni yani koskoca Rüstem Çavuşu,
    Hemencecik gösteriverirler sana…
    Baba biz artık İstanbullu mu olduk?
    Sultanbeyli Üsküdar’ın kazası mıymış baba?
    Ne bilem be oğul?
    Amma velakin daşı doprağı altınmış buranın…
    Gül gibi geçinip gideriz.

    Çizim: Eser Yılmaz
    Replik/Canlandırma: Sabih Samur

    facebook yorumları:

    Sibel Kurdoğlu: Gül gibi...
    .
    Bergüzar Şenay: yorum yok...
    .
    Sema Ozkose: İLAHİ SABİH ARKADAŞIM BİLMEM NE DEMELİ?DÜŞÜNMELİYİM !....
    .
    Doğan Dinçer: Taşı toprağı altın diyerek gelinen büyük şehirlerde (Bilhassa İstanbul'a) Hüsrana uğrayan ailelere belki nasihat gibi olur.da Meslek sahibi olmadan gelmenin akıl karı olmadığını anlarlar.
    .
    Sabire Kahyaoğlu Kaya: Kimbilir ne umutlar tükendi bu kentte:(
    .
    Metin Çelik: Bu söylemlerle binlerce hatta onbinlerce insan neler neler yaşamadı ki, ancak ders alan mı var hala aynı şeyler devam ediyor. Malesef ki Sultanbeyli Üsküdarın ilçesi olamadı kendine has!! ilçe oldu
    .
    Hülya Cankaya:
    Altinkum sahillerinde ufka dalarken yorgun bakışlarım , ben de Orhan Veli gibi yapıyorum artık .

    Gözlerim kapalı İstanbul’u dinliyorum . Ve ben böyle dolana dolana Ellerim ceplerimde Dudağımda ıslığım Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Orhan ...Veli tadında basıp voleyi Yürüyeceğim hayatın sonuna kadar...

    .
    Ilkay Surka Seku: İstanbul umut şehri İstanbul,daşı toprağı altın İstanbul,sultanların şehri istanbul fakirin umudu istanbul...Ama ne olursa olsun insanın mutlak istanbulda bir yılda olsa yaşaması gerek diyorum.Şairlere,şarkılara ilham olan İstanbul yaşanası İstanbul...
    .
    Mediha Bilişik:
    çok teşekkürler sabih bey emeğinize sağlık,
    İstanbul’un evsâfını mümkün mü beyân hiç”
    Bizim yapabileceğimiz ancak seni sevmek. Hırpalamadan, örselemeden, bir kabadayı gibi hoyratça, kabaca değil; bir ana, bir evlât, bir dost, bir sevgili gi...bi koruyarak, kollayarak, gözümüzden sakınarak sevmek. Medeniyetlerin kesişme, kıtaların buluşma noktasındaki bir kentte yaşadığımıza şükrederek, “İstanbullu” olma bilinciyle, ona lâyık olma çabasıyla sevmek. Aşkın bencillikten hoşlanmadığını, fedakârlık istediğini bilerek sevmek. Ne demiş şair:
    “İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar.”

    .
    Leyla Şipaloğlu: Taşı toprağı altın diye çoğu yurdunu ailesini bırakıp gelmiştir kimi hüsrana ugramıştır kimilerinede umut kapısı olmuştur örneklerini çok gördük insan oğlu neler yaşamadıki bu güzel istanbulda acısıyla tatlısıyla istanbul ne olursa olsun yinede istanbulda yaşamak gerek seviyorum istanbulu teşekkürler sabih bey emeginize sağlık...
    .
    Arzuhal Zgk:
    ♥_______________(((◠_◠)))______________♥
    »-(¯`v´¯)-»TEŞEKKÜRLER,SEVGİLER »-(¯`v´¯)-»
    .
    Sevgican Kebiz: nostaljik...bana eski türk filmlerini hatırlattı ..şimdi hala ayı düşünüldüğünü sanmıyorum artık..
    .
    Bahar Yildirim: GELEN BİN,GELEMEYEN BİR PİŞMAN...AMAAAA HER NE OLURSA OLSUN DÜNYANIN EN GÜZEL ŞEHRİ....TŞK EDERİM SABİH BEY....
    .
    Emin Onaran: Kıssadan hisse çıkarımları her zaman gerekli. Küçük yerlerin geliştirilmiyerek, büyük şehirlere akını kimler başlattı...? Amiyane olacak ama varoşları kimler yarattı? Dışarıda yirmi otuz yıllık disiplinel kalkınma planları yapılıyor. Biz de ise oy potansiyelini arttıracak yeni mecralar yaratılıyor. Ben şöyle diyorum; Vip ve a-kalite seçilmiş kişilerin kalkındırılması, arş-ı alaya vardırılması planları! Herkes değişik açıdan bakar olaylara. Ben sosyo-ekonomik ve siyaset bilimi açısından böyle değerlendiriyorum. İstanbul'u sadece gezme ve görme açısından beğeniyorum... Bu beğeni konusunu şöyle değerlendiriyorum; Hani herkes fincanda kahve modasıyla her metre karede kahvehane açar, bir bakarsınız kahvehaneden adım atacak yer kalmamış. İşte öyle bir durum. Hemen beğeniliyor, hayran olunuyor diye beğenenlerden olamadım hiç... Tabi bunda Gavur İzmir Aşkımın payı da var... Bu özeleştiriyi de gerçekçi olarak yapmak zorundayım... Olayı kısaca, tüketim toplumu yaratmanın, değerleri ve değer yargılarını yok ederken, bazı açıkgözleri varsıllaştırması olarak yorumluyorum. Tam bir yankee planıdır bu... Yoksa aç, yoksul olunan yer Cennet dahi olsa, insan oradan keyif alamaz.. Benim kıssadan hissem aynen böyle. Emeğine beğeni ve takdirimle Canım Arkadaşım Sabih Samur. Sevgi ve saygımla. baki selam, daim aydınlıklar...
    .
    Leyla Yeğin:
    Bir vapur kalkar sabahın 5.inde Eminönü iskelesinden güneş doğmaya hazırlanırken.içine çekersin bu şehirlerin şahı İstanbul’un nefesini. Martılara simit atarsın, bir bardak taze çay içersin buğusunu içine çekerek… İstanbul uyanmadan biraz ö...nce çıkarsın Sultanahmet’e. İşte İstanbul’un yüzlerce kalbinden bir tanesi heybetlice duruyor, yıkılmam dercesine, işte orada… Biraz ilerisinde masum güzelliğiyle tarih kokan buram buram Ayasofya, ne güzel de yakışıyorsun İstanbul’uma. Topkapı Sarayı, “Ben de buradayım…” diyor. “Ne padişahlar ağırladım, ne sırlar biliyorum…” diyor hafızalardan silinemeyecek
    eda’sıyla.

    .
    Eser Yılmaz:
    Bu mevsimde vitirinleri az sulu raki gibidir bu sehirin..
    Her adimin yalnizliga uzanir..
    Yinede hizli atilir adimlar..
    Kosulur bu sokaklarda..
    Herkes kendi türküsünü söyler yüzünü burusturarak..
    ...Herkes kendi hikayesini en acikli sanir..

    Kendisi koca bir yalanken gercegi arar bu sehir..
    Sokaklari gibi evleride aci doludur..
    Gözyaslari tasar pencerelerinden..
    Geceleri gerceklerini saklarda hergün baska bir maske takar insanlari..
    Hayatlari vardir anlattiklari birde tek basina kalinca yasadiklari..

    Asklari bir damla gözyasinda bogulur bu sehirin..
    Onun icin geceleri yeni hayatlar yazilir kimsenin bilmedigi zamanlara..
    Onun icin kimse üzülmez gidenlere ve acir geride kalanlara..
    Herkes kendi türküsünü söyler bu sehirde sadece kendi acisina aglar..
    Herkesin tiyatrosudur bu sehir herkesin en yalandan sahnesi..
    Ve onun icin bulunmayi bekler bu sehirin denizlerinde incilerin en sahtesi..

    Yinede yalan oldugunu bile bile hergün ayni oyunu oynar bu sehirin insanlari..
    Herkes kendi hikayesini en acikli sansada her geceyi pembeye boyar gündüzün yalanlari..
    Bu mevsimde vitirinleri az sulu raki gibidir bu sehirin..
    Her yudumun yalnizliga uzanir..
    Yinede hizli adimlar atilir Kosulur yalnizliga..
    Herkes kendi türküsünü söyler yüzünde bir maskeyle..
    Hergün insanligindan bin defa utanir!!

    .
    kimine hayat ,
    kimine hayal ,
    kimine hayal kırıklığı ,
    kimisinin umudu ,
    kimisinin umutlarının hırsızı koca bır derya ..
    ...
    umudun başkenti ...

    Sabih bey canlandırdığınız replik o kadar can vermiş ki görsele , benim çizerken aklımdan geçen diyalogdan farksız .. teşekkür ediyorum size

    .
    Sabih Samur:
    Bu çizim, bu emek, sessiz bırakılamayacak kadar canlı ve sıcaktı.
    Öncelikle Eser Yılmaz'a ve tüm dostlara teşekkür ediyorum.