DORUKTÜRK TV

DORUKTÜRK TV
dorukturk.tv

28 Mayıs 2012 Pazartesi

:))


Miss Apollon Güzelleri ve Stone Heaven İstanbul






























Bu yıl 4. sü düzenlenen Miss Apollon Uluslararası Güzellik Yarışması'na Didim Venosa Beach Resort &Spa Otel'de katılan yarışmacılar bugün PBY TV Stüdyolarındaydı...
Bu esnada bir sürpriz yaşandı. STONE HEAVEN İstanbul marka ayakkabı firmasının Genel Koordinatörü Sn. Vedat Dindar,

PBY'ye gelerek güzellere birbirinden güzel ayakkabılar hediye ederek, Türk'ün misafirperverliğini ve sıcak ilgisini bir kez daha ispatlamış oldu.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Dolmabahçe Gazhanesi




Tesisatlı aydınlatmanın öncüsü Dolmabahçe Gazhanesi (1853): Dolmabahçe Sarayı'nın yapımı esnasında ısıtma ve aydınlatma sorununu çözmek için saray ahırlarının olduğu bölgede gazhane inşasına başlandı.

Yapımı 1853 yılında sarayla birlikte tamamlanan gazhane, 1856 yılında kullanıma açıldı. Böylece, Osmanlı topraklarında ilk kez kömürden gaz üretilmiş oldu.

İstanbul şehremini, padişaha bir dilekçe yazarak gazdan şehrin de faydalanmasını talep etti. Sultan Abdülmecid'in de onayıyla havagazı uygulaması 1856'da ilk kez Beyoğlu'nda bulunan Cadde-i Kebir'in (İstiklal Caddesi) aydınlatılmasında kullanıldı.

Kaynak: http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=56248&rid=4369&p=3 

15 Mayıs 2012 Salı

İSTANBUL



İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geciyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık


Değişen Diziler, Değişen Hayatlar





Gece 00:30.
İstanbul.
Evin beyi yatmış, (zaten yatmadan önce de salonda üçlü koltukta elinde kumanda ile sızmıştı) evin hanımı koşturarak çocuğun odasındaki bilgisayarın başına oturmuş msn’de onu bekleyen erkeğinin kollarına atılıyor, gelsin sanalın her türlüsü…

Bir başka ışığı yanan ev.
Gece 02:30.
Almanya.
Facebook’un başında gözleri artık sabit bakmaya başlayan 55 yaşındaki Don Juan tipleme İsmail. İlişkisi yok yazan profili ve geniz etinden dolayı salona kadar gelen karısının horlama sesi.
Arkadaş listesinde yirmi beş yaş üzeri bayan yok. Onlarla memleketin durumunu konuşuyor…

İzmir.
Gece 03:15.
Bir litre kolayı tek başına götürmüş. Ekranının sağ alt köşesinde sekiz yeşil ışık birden yanıyor. Sekiz erkek. Sekizine de “çok hoşsunuz, çok incesiniz, ben de size karşı boş değilim ama şartlarım mâlum” yazısını kopyalıyor. Böyle yazdıkça kıymetinin arttığını düşünüyor.
Sekiz sevilen, mutlu adam.
Adamların yaş ortalaması muhtelif. En genci 30, en olgunu 52 yaşında.
Başroldeki Ahu ise 24. Son ayrıldığı sevgilisi belalı çıkmış, msn’den arkadaş listesini takip ettiği için, başka isimle yeni bir msn açmış, tam gaz yeni muhabbetlere ve ilişkilere koşuyor. Nasıl kandırdım diyor kerizi, zekâsından emin bir edayla…
Doktor olan bir arkadaşın bu vaka ile ilgili yorumu: Şizofren seviyesine geçiş.

Gece 04:00.
İstanbul.
Müjde 59 yaşında.
Emekli banka müdiresi. Eşi ile 6 yıldır birlikte olmadığını ve bunun aldatma olmayacağını yazıyor 30 yaşındaki banka memuru Hüseyin’e. Hüseyin yeni evli. Eşinin sağlık problemleri var o da mutluluğu tuşlarda arıyor.
Yine aynı bankadan arkadaşı Tayyar’a açıyor konuyu facebook’tan. Tayyar gülüyor. Oğlum devam et diyor, yatağı çok iyidir Müjde’nin benim bildiğim sen yedi ve ya sekizincisin ayrıca evde de hiçbir problemi yok, kadın genççi, kocası biliyor, görmemezlikten geliyor,” kırk yıllık karım ne yapayım?” diyor.

Facebook’tayım.
Bu yazıyı hazırlarken MHP’li siyasilerin kasetleri ile ilgili son dakika haberleri paylaşılıyor. Yakışmadı diyenler, istifa etmeli diyenler…
Bu toplum bu tip olayları kaldırmaz diyenler.
Hangi toplum? Neyi kaldır mıyor?
Yorum yapamıyorum.
Dalıp gidiyorum. Kopan halkayı bulmaya çalışıyorum.
Aklıma Tarabya’da ki çocukluk günlerim geliyor. 70’ler. Fatih Ormanı yandığı zaman itfaiyeye yardım olsun diye Chevrolet arabalarımızın bagajına dört adet 20 litrelik bidonları doldurup tam gaz yedi-sekiz araba mahalle olarak gidişimiz.
Gerçek dostluklar, komşuluklar.
TRT de siyah beyaz günler. Küçük Ev adlı ailece çok sevdiğimiz dizi. Babamın kendisine örnek aldığı Baba İngıls. Evi ve ailesi her şey den önde gelen bir baba.
Bizlere, aile kavramını beynimize çakan dizi.
Sonraki yıllar; Perihan Abla, Ekmek Teknesi, Hababam Sınıfı serileri…
Daha bozulmamış memleketim insanı.

Ve Dallas.
Bozulmanın başlangıcı. Aşk-ı Memnu ve benzerleri.
Yerli filmlerde, sekreter-patron ilişkilerinin sıradanlığının bize kabul ettirilmesi.
Daha sonra meslek isimlerinin kirletilmesi:
Pilot-hostes, doktor-hemşire…
Peşinden gelen kıskançlık ve “acaba?” cinayetleri.
Günahlı-günahsız yüzlerce kurban ve cinayet.
Türk toplumunu Asala, Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Kürt-Türk ayrımcılığı yaratarak bölemeyen
Dış ve iç toplum mühendisleri çareyi çekirdek aileyi parçalamakta buldular.
“Normaldir”, “hangi çağda yaşıyoruz?” söylemleriyle toplumumuzda ne kadar değer varsa hepsi tek tek yıkıldı.
Kendi küçük şahsi çıkarlarımız için kimi gelişmeleri bizlerde toplumun bir parçası olarak görmemezlikten gelerek, tepki koymayarak destekledik.
Şu an gelinen boyut ise tüm sınırları zorlayan nitelikte.
Yine hoş görü ve sanat adı altında film ve dizilerde ensest (aile içi ilişki) işlenmeye başladı.
Düne kadar “eşim beni aldattığında boşarım” diyen kadın, şimdi “kocamın elinin kiri, kadın kabahatli, yine benim yanımda ya” diyebilmektedir. Toplum değerleri bu kabullenmeyi getirmiştir.
Dinen, tüm kutsal kitaplarda yasak olan aile içi beraberlik çok yakında anne-oğul, baba-kız boyutunda işlenmeye başlanacaktır.
Çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya Türk toplumu.
Ve tüm bu gelişmeler muhafazakârız diyen AKP Türkiye’sinde gerçekleşmektedir.

Çözüm?

2000 ve sonrası doğumlu gençlerin bizim çocukluğumuzdaki değerlere dönebilmesi sadece ve sadece yine televizyon ile mümkün olacaktır.
Tüm diziler gözden geçirilmeli, yeniden kutsal aile kavramını, hoş görüyü, komşuluğu, esnaflığı...
Sımsıcak gerçek dostlukları anlatan ve bize benimseten dizi ve bu dizileri çekecek adam gibi adamlara ihtiyaç var.
Yoksa kimin eli kimin cebinde, kim kimin karısına sarkmış, kim yatakta kötü, hangi politikacı yatakta iyi performans sergilemiş, hangi iktidar bize bunları izlettirmiş kısır döngüsü içinde döner dolaşırız.

Lafın sonu: Hiçbirimiz masum değiliz hiç olmazsa yeni nesli kurtaralım.

Sabih Samur

Sigaraya karşıyım :)




Sene 1986.
Marmara Üniversitesi kantini.
Sigara içilmesine o zaman da karşıydım!!!
Bu nedenle PİPO içiyordum :))


Mutluluk



Sen güzel olduğunun farkındalığınla,
tuhaf davranışlar sergilerken,
Sen güzellikteki o kız ekmeğinin derdinde...
Ekmeğini, işini, gücünü kovalayanlara,
mutluluğu yakalayanlara sevgilerimle.

Galata Köprüsü



Fotoğraf: Sabih Samur

Muhakkak Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır.


Muhakkak Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır.
Fe inne meâl usri yusra...İnne meâl usri yusra!..."
(Muhakkak Her Zorlukta Bir Kolaylık Vardır).

Tarabya, 1979



Vatan

TBMM Florya Atatürk Köşkü Sosyal Tesisleri



Eski Milletvekili Sn. Rıza Müftüoğlu ile TBMM Florya Atatürk Köşkü Sosyal Tesisleri'nde bir görüşme anı...
(18 Mart 2009)

YEMİN. Tuzla Piyade Okulu, İSTANBUL


Tuzla Piyade Okulu.
1989.
Yemin Töreni.
Bu ülkeyi iç ve dış düşmanlardan korumak için yemin etmiştik...

Sabih Samur

Tarabya, İstanbul



Babam Sezai Samur(ortada), Mehmet Güler ve arkadaşları.
Haziran 1976.
Tarabya.
Geçmişten bir gece.
İstanbul Geceleri...

Mutsuz Kadıncıklar



Erken yaşlarda tanışıyor artık kızlar birliktelikle...

Ve 22-23'üne geldiğinde 40'lı yaşlardaki kadının tecrübesine sahip oluyorlar.

Kimine göre kurnazlık,

Kimine göre olgunluk...

Bana göre ise yorgunluk.

Her şey yaşında tadılmalı.

Sonrasında;

Her şeyi zamanından önce tatmış,

Çorak bir toprak gibi mutsuz kadıncıklar...

Martı, Deniz ve Simit

Gönül Adamı


Fotoğraf: facebook, alıntı

Yangının bile güzel...


Haydarpaşa, İstanbul
09Aralık 2010

Daşı Doprağı Altın İstanbul




Daşı Doprağı Altın İstanbul

Bana güven hanım.
Hele Rüstem Çavuş’u bulalım gerisi kolay. İnşaatta işe koyacak beni.
Ali’m habersiz geldik elimizde bavullarla. Koca İstanbul nasıl buluruz, ne yaparız?Bu vapurlar gidiyormuş onun oraya.
Bir gün bana demişti ki, binecen Karaköy’den vapura, geliverecen Üsküdar’a. İndiğinde kime sorsan beni yani koskoca Rüstem Çavuşu,
Hemencecik gösteriverirler sana…
Baba biz artık İstanbullu mu olduk?
Sultanbeyli Üsküdar’ın kazası mıymış baba?
Ne bilem be oğul?
Amma velakin daşı doprağı altınmış buranın…
Gül gibi geçinip gideriz.

Çizim: Eser Yılmaz
Replik/Canlandırma: Sabih Samur

facebook yorumları:

Sibel Kurdoğlu: Gül gibi...
.
Bergüzar Şenay: yorum yok...
.
Sema Ozkose: İLAHİ SABİH ARKADAŞIM BİLMEM NE DEMELİ?DÜŞÜNMELİYİM !....
.
Doğan Dinçer: Taşı toprağı altın diyerek gelinen büyük şehirlerde (Bilhassa İstanbul'a) Hüsrana uğrayan ailelere belki nasihat gibi olur.da Meslek sahibi olmadan gelmenin akıl karı olmadığını anlarlar.
.
Sabire Kahyaoğlu Kaya: Kimbilir ne umutlar tükendi bu kentte:(
.
Metin Çelik: Bu söylemlerle binlerce hatta onbinlerce insan neler neler yaşamadı ki, ancak ders alan mı var hala aynı şeyler devam ediyor. Malesef ki Sultanbeyli Üsküdarın ilçesi olamadı kendine has!! ilçe oldu
.
Hülya Cankaya:
Altinkum sahillerinde ufka dalarken yorgun bakışlarım , ben de Orhan Veli gibi yapıyorum artık .

Gözlerim kapalı İstanbul’u dinliyorum . Ve ben böyle dolana dolana Ellerim ceplerimde Dudağımda ıslığım Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Orhan ...Veli tadında basıp voleyi Yürüyeceğim hayatın sonuna kadar...

.
Ilkay Surka Seku: İstanbul umut şehri İstanbul,daşı toprağı altın İstanbul,sultanların şehri istanbul fakirin umudu istanbul...Ama ne olursa olsun insanın mutlak istanbulda bir yılda olsa yaşaması gerek diyorum.Şairlere,şarkılara ilham olan İstanbul yaşanası İstanbul...
.
Mediha Bilişik:
çok teşekkürler sabih bey emeğinize sağlık,
İstanbul’un evsâfını mümkün mü beyân hiç”
Bizim yapabileceğimiz ancak seni sevmek. Hırpalamadan, örselemeden, bir kabadayı gibi hoyratça, kabaca değil; bir ana, bir evlât, bir dost, bir sevgili gi...bi koruyarak, kollayarak, gözümüzden sakınarak sevmek. Medeniyetlerin kesişme, kıtaların buluşma noktasındaki bir kentte yaşadığımıza şükrederek, “İstanbullu” olma bilinciyle, ona lâyık olma çabasıyla sevmek. Aşkın bencillikten hoşlanmadığını, fedakârlık istediğini bilerek sevmek. Ne demiş şair:
“İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar.”

.
Leyla Şipaloğlu: Taşı toprağı altın diye çoğu yurdunu ailesini bırakıp gelmiştir kimi hüsrana ugramıştır kimilerinede umut kapısı olmuştur örneklerini çok gördük insan oğlu neler yaşamadıki bu güzel istanbulda acısıyla tatlısıyla istanbul ne olursa olsun yinede istanbulda yaşamak gerek seviyorum istanbulu teşekkürler sabih bey emeginize sağlık...
.
Arzuhal Zgk:
♥_______________(((◠_◠)))______________♥
»-(¯`v´¯)-»TEŞEKKÜRLER,SEVGİLER »-(¯`v´¯)-»
.
Sevgican Kebiz: nostaljik...bana eski türk filmlerini hatırlattı ..şimdi hala ayı düşünüldüğünü sanmıyorum artık..
.
Bahar Yildirim: GELEN BİN,GELEMEYEN BİR PİŞMAN...AMAAAA HER NE OLURSA OLSUN DÜNYANIN EN GÜZEL ŞEHRİ....TŞK EDERİM SABİH BEY....
.
Emin Onaran: Kıssadan hisse çıkarımları her zaman gerekli. Küçük yerlerin geliştirilmiyerek, büyük şehirlere akını kimler başlattı...? Amiyane olacak ama varoşları kimler yarattı? Dışarıda yirmi otuz yıllık disiplinel kalkınma planları yapılıyor. Biz de ise oy potansiyelini arttıracak yeni mecralar yaratılıyor. Ben şöyle diyorum; Vip ve a-kalite seçilmiş kişilerin kalkındırılması, arş-ı alaya vardırılması planları! Herkes değişik açıdan bakar olaylara. Ben sosyo-ekonomik ve siyaset bilimi açısından böyle değerlendiriyorum. İstanbul'u sadece gezme ve görme açısından beğeniyorum... Bu beğeni konusunu şöyle değerlendiriyorum; Hani herkes fincanda kahve modasıyla her metre karede kahvehane açar, bir bakarsınız kahvehaneden adım atacak yer kalmamış. İşte öyle bir durum. Hemen beğeniliyor, hayran olunuyor diye beğenenlerden olamadım hiç... Tabi bunda Gavur İzmir Aşkımın payı da var... Bu özeleştiriyi de gerçekçi olarak yapmak zorundayım... Olayı kısaca, tüketim toplumu yaratmanın, değerleri ve değer yargılarını yok ederken, bazı açıkgözleri varsıllaştırması olarak yorumluyorum. Tam bir yankee planıdır bu... Yoksa aç, yoksul olunan yer Cennet dahi olsa, insan oradan keyif alamaz.. Benim kıssadan hissem aynen böyle. Emeğine beğeni ve takdirimle Canım Arkadaşım Sabih Samur. Sevgi ve saygımla. baki selam, daim aydınlıklar...
.
Leyla Yeğin:
Bir vapur kalkar sabahın 5.inde Eminönü iskelesinden güneş doğmaya hazırlanırken.içine çekersin bu şehirlerin şahı İstanbul’un nefesini. Martılara simit atarsın, bir bardak taze çay içersin buğusunu içine çekerek… İstanbul uyanmadan biraz ö...nce çıkarsın Sultanahmet’e. İşte İstanbul’un yüzlerce kalbinden bir tanesi heybetlice duruyor, yıkılmam dercesine, işte orada… Biraz ilerisinde masum güzelliğiyle tarih kokan buram buram Ayasofya, ne güzel de yakışıyorsun İstanbul’uma. Topkapı Sarayı, “Ben de buradayım…” diyor. “Ne padişahlar ağırladım, ne sırlar biliyorum…” diyor hafızalardan silinemeyecek
eda’sıyla.

.
Eser Yılmaz:
Bu mevsimde vitirinleri az sulu raki gibidir bu sehirin..
Her adimin yalnizliga uzanir..
Yinede hizli atilir adimlar..
Kosulur bu sokaklarda..
Herkes kendi türküsünü söyler yüzünü burusturarak..
...Herkes kendi hikayesini en acikli sanir..

Kendisi koca bir yalanken gercegi arar bu sehir..
Sokaklari gibi evleride aci doludur..
Gözyaslari tasar pencerelerinden..
Geceleri gerceklerini saklarda hergün baska bir maske takar insanlari..
Hayatlari vardir anlattiklari birde tek basina kalinca yasadiklari..

Asklari bir damla gözyasinda bogulur bu sehirin..
Onun icin geceleri yeni hayatlar yazilir kimsenin bilmedigi zamanlara..
Onun icin kimse üzülmez gidenlere ve acir geride kalanlara..
Herkes kendi türküsünü söyler bu sehirde sadece kendi acisina aglar..
Herkesin tiyatrosudur bu sehir herkesin en yalandan sahnesi..
Ve onun icin bulunmayi bekler bu sehirin denizlerinde incilerin en sahtesi..

Yinede yalan oldugunu bile bile hergün ayni oyunu oynar bu sehirin insanlari..
Herkes kendi hikayesini en acikli sansada her geceyi pembeye boyar gündüzün yalanlari..
Bu mevsimde vitirinleri az sulu raki gibidir bu sehirin..
Her yudumun yalnizliga uzanir..
Yinede hizli adimlar atilir Kosulur yalnizliga..
Herkes kendi türküsünü söyler yüzünde bir maskeyle..
Hergün insanligindan bin defa utanir!!

.
kimine hayat ,
kimine hayal ,
kimine hayal kırıklığı ,
kimisinin umudu ,
kimisinin umutlarının hırsızı koca bır derya ..
...
umudun başkenti ...

Sabih bey canlandırdığınız replik o kadar can vermiş ki görsele , benim çizerken aklımdan geçen diyalogdan farksız .. teşekkür ediyorum size

.
Sabih Samur:
Bu çizim, bu emek, sessiz bırakılamayacak kadar canlı ve sıcaktı.
Öncelikle Eser Yılmaz'a ve tüm dostlara teşekkür ediyorum.

Recep Aktuğ

Mutluluk





Mutluluk ne parada,
ne de fiziksel şartlarda.
Mutluluk tamamen insanın beyninde.
Mutluluğu hak eden güzel insanlar için;
bu güzel fotoğraf...
Sabih Samur








1930'lu yıllar Bebek




Dizi dizi yalılarıyla Bebek kıyıları.
1930’lu yıllardaki bu fotoğrafta, bugünün balıkçı lokantalarının yerinde o zamanlarda da yine balıkçılar var.
Ama büyük farkla, Boğaz’dan ağ dolusu balık çeken balıkçılar.

Tasarım



Tasarlamak,
Ve tasarladığının hayata geçtiğini görmek...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Adana'da Sabah

Fotoğraf: Eser Yılmaz


Birbirine uzak ama yakın
iki şehir;
Adana ve Edirne.
Ortak yanları Ciğer.
Adana Ciğeri,
Edirne Ciğeri.
Her ikisi de güne merhaba denen saatlerde
sabah sabah yenmek üzere...
Afiyetle...

Sabih Samur

Ben bir aptalım



BEN BİR APTALIM / MÜJDAT GEZEN
Buna karar verdim. Çünkü akıllı biri olsam: AKP’ nin yanında olduğumu,
Recep Tayyip Erdoğan’dan başka büyük olmadığını,
ülkemde onikimilyondan fazla açlık sınırında insan bulunmadığını,
üç milyon işsiz olmadığını, emekli ve işçilerin refah içinde olduğunu,
yakında Avrupa Birliği’ne gireceğimizi, AKP hükümetinin muhteşem bir hükümet olduğunu söyleyip, istediğim kanalda en iyi parayla istediğim işi bulup,
reklam filmlerinde boy göstererek, acayip para kazanır gül gibi geçinirdim.
Oysa ben bankadan kredi alabilmek için oturduğum evi ipotek ettirip, bu parayla okul yaptırıyorum ve AKP karşıtı olduğum için de tehditler alıyorum…

Bana bakın satılmışlar…
Bana bakın AKP uşakları ve popo yalayıcıları…
Benim korumalarım yok, zırhlı arabalarım yok, silahım yok…
Daha doğrusu ben böyle zannediyordum…
Ama varmış.
Bu ülkede gerçek Atatürkçü gençler varmış.
Gerçek onurlu insanlar varmış.
Öğrencilerim dışında yürekli pek çok öğrenci varmış…
Elli yıldır kimseyi kandırmadığımı, düşüncelerim uğruna hapis yattığımı ve tek çıkarımın onların çıkarı olduğunu bilen kitleler varmış.
“Mış” demem haksızlık olur.
Biliyordum.
Ama bu denli atik davranacaklarını bilmiyordum…
Aldığım riyasız telefonlar, fakslar, mailler satılmışları çok azınlıkta bıraktı…

Size başbakan sofrasında yemek yiyip “haklısınız efendim” diyen sanatçılar mı lazım?...
Ben onlardan değilim.
Size popo yalayıcı, suya sabuna dokunmayan “siz bilirsiniz efendim” diyen sanatçılar mı lazım?
Ben onlardan değilim.
Size korkak ürkek “aman parama dokunmayın” diyen sanatçılar mı lazım?
Ben o değilim.
Size muhalefet etmeyen, el etek öpen, “padişahım çok yaşa” diyen sanatçılar mı lazım?
O ben değilim.
Ben, kendini bildi bileli fikirlerini açıkça söylemekten korkmayan, dümdüz biriyim. Yaptıklarımı, söylediklerimi herkesin beğenmesini istemem.
Neden bir hırsız, bir üçkağıtçı, bir yağcı, bir sahtekar benim yaptıklarımı beğenecekmiş?...
Herkesi mutlu etmek gibi bir niyetim hiç olmadı. Söylediklerimden mutlu olmayanlar dönüp kendilerine bakacaklar.
“Bu adam ne dedi de biz kızdık?” diyecekler…
Ben yetmiş yıla yaklaşan ömrümü toplumuma verdim.
Bundan mutlu olmayanlar kendilerine dönüp bakacaklar.
“Bu adam neler yapmış, ben ne yapmışım?” diye kendilerini bir gözden geçirecekler. Her türlü eleştiriye açık bir meslek yapıyorum.
Beğenen de olacak beğenmeyen de.
Ama, tehdit, küfür, hakaret odlumuydu, orada aynen sizin anladığınız dilden giderim.

MÜJDAT GEZEN
.

Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa...



Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya…
En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır...
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli…
Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın!
Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır.
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır.
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.

İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra.
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler.
Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini.
Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir.
Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında.
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp,
yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki!
Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi;
hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.
E.. o zaman niye sarılsınlar ki!

Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Mudanya

Bir Genç Kız Yetişiyor


Renktir hayat bazen...

Artık Biramı Kaşar olmadan istiyorum



Artık biramı kaşar olmadan istiyorum.
Döner kapağı ilk ben açmak istiyorum.
"Daha önceki tattıklarıma hiç benzemiyordu" diyen

ve hâttâ

"Hiçbir kadın hiçbir erkeği ve hiçbir erkek hiçbir kadını
Bu biçim bu biçim sevmedi" dedirten.

Ve aklıma bizim Orhan Veli geliyor;

"Uludağda karı düşünüyorum karı
Donları çözülmüş karı
Masamda buz gibi biram
Hani ya rakım
Herkesin elinde ski kayıyor
Benimki kırık
Benim adım Orhan Veli Kanık
Yüreği yanık..."

Sabih Samur

Yönler

Sabih Samur farkıyla...




Bazıları farklı olmak için çabalar durur.
Bazıları farklılığının farkında olarak;
Dimdik, yolunda yürür.
Sabih Samur

Kırmızı...

Gülen Yüzler

direnmek...

Bir tutkudur fotoğraf...



Tayland'da iftara hazırlık :)

Zeytin Ağacım






























Hayatta herkesin bir dikili ağacı olmalı...
Gerisi hikâye...


Zor Zanaat :)


Zor iştir fotoğrafçılık

Yollara açılan kapılar ve Kader


Fotoğraf: Sabih Samur - Haydarpaşa Gar

Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi,49)

Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 52)

Küçük büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 53)

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler. (Yunus Suresi, 49)

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

"Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa." (Taha Suresi, 40)

Allah'ın izni olmaksızın hiç bir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (Al-i İmran Suresi, 145)

Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Alah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 154)

Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun Katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz. (En'am Suresi, 2)

Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler.) (A'raf Suresi, 34)

Biz kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık. (Hicr Suresi, 4)

Hiç bir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler. (Hicr Suresi, 5)

Gökte ve yerde gizli olan hiç bir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın. (Neml Suresi, 75)

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)

Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu. (Taha Suresi, 129)

İnsanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu. (Yunus Suresi, 19)

De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)

Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 107)

"Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz." (Hud Suresi, 34)

Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tesbit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir. (Mü'minun Suresi, 43)

Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, yücedir. (Kasas Suresi, 68)

... Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. (Ahzap Suresi, 38)

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)

"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)

İnkâr edenler dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır gaybı bilen Rabbime andolsun o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da daha büyük olanı da istisnasız mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Sebe Suresi, 3)

Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir. (Tegabün Suresi, 11)

Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En'am Suresi, 59)

İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır.(İsra Suresi, 83)

İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o, ye'se düşen bir umutsuzdur. (Fussilet Suresi, 49)

Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı. (Mearic Suresi, 19)

Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar. (Mearic Suresi, 20)

İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.(Nur Suresi, 11)

İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir. (İsra Suresi, 11)

Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

ÖĞLE RAKILARI


Mehmed Kemal'in Öğle Rakıları adlı uzun bir şiiri vardır.
Bizde üstada uyalım dedik. Annelerimizin anneler gününü kutladıktan sonra
kendimizi de kutlayalım dedik. Baba dostu Hayri ağabeyimizle görünen saatte
2007 mahsulü Bozcaada şarabı ve peynirimizle yaşamdan küçük bir makas aldık...

Tüm dostların sağlığına...


Sabih Samur

ÖĞLE RAKILARI

Buyurun içelim birer kadeh
Güzeldir öğle rakıları efendim
Unutulmaz
Bir kadından söz eder gibi
Utangaç, gizli, yasak
Burası Arnavutköy efendim
Eskiden ne güzel yerler vardı
Bir şilep geçiyor, bir tanker
Bu Tarsus gemisi bizim
Karadenizden, seferden dönüyor
Sağlığa içelim, iyiliğe
Mutluluğa diyemem, dilim varmaz
Bu günlerde pek mutlu olanımız yok.

Bakın denizin mavisi bitti
Çerçöp döküyorlar ne derler
Çevreyi kirletiyorlar
Görgüsüz oldular çok
İttihatçılardan bu yana
Bet bereket kalmadı
Enver Paşa’nın mı dediniz
Hayır, Naciye Sultan’ın
Kuruçeşme’deydi bilmezsiniz
Kömür mezarlığı bütün kıyılar
Tekel, mekel, Galatasaray adası
Onlarda öyle efendim
Hoyrat, ne oldun delisi
Boğazda kalmadı artık
Beşiktaş’tan başlardı
Bebek’te bitti
Ya şu yeni yetmeler efendim
Boğazlı oldular
Yahya Kemal Beyle evet
Dalgın sular, körfez martılar
Kalmadı efendim kalmadı
Saat başına efendim
Bir kaç yunus geçerdi
Nemi oldu? Öldüler.

Bilir misiniz efendim öğle rakıları
Yeni resimlere benzer gündüz gözüyle
Gündüz gözüyle bakılan
Yeni resimlere inanmazsınız
Bir Asmalı mescit meyhanesinde, Pera’da
Biraz küf, mazi, mahrem kokan
Biraz Tünel, Sait Faik, Mösyö Rober
Kimler yoktu buralarda
Kimler gelip geçmedi
En iyisini Fikret Adil bilirdi
Kitaplarında kaldı
Siyah-beyaz bir fotoğraf oldu.

Beyoğlu gecelerimi
Kalmadı efendim nerde
Hani karanfilli Ümit Deniz
Her masada bir damla gözyaşı
Her yudumu zehir Cahit Irgat
Hacı ağalardan bu yana
Dünya Savaşından sonra
Her şey bitti
Yok caddeyi kebir
Banka banka banka
Sakal sakal sakal
Nenen mi öğle rakıları
Gündüz gözüyle efendim
Bir kadehin özgürlüğü
Nalçalı kundura uygun adım
İçki, kadın, porselen
Ses, söz, şarkı
Her şey bunadı efendim
Bende bunadım.


Mehmed Kemal

Martı ve İstanbul